NOEL BABA NE KADAR CÖMERTSİN?
Vakit 2011’i kovalayıp 2012’ye kucak açmak vakti.Geri sayımlar başladı çoraplarımızı şöminelerimize asmak için,heyecanlıyız! Yıl ‘tamamı’ ve ‘yılbaşı’ şeklinde ikiye ayrılır bizim için;arz ettiği önem bakımından yılbaşı 1-0 öndedir hatta.Nedendir bilinmez bu süreçte pek mühimdir kırmızı olan herşey,şapkalar,süsler,hediyeler,çamlar,ağaçlar,noeller,babalar,geyikler,nimet ablalar,piyangolar,çekilişler,hindiler,özenmeler,imrenmeler,benzemek isteyişler,benzemeler, aslında farkında olmadan kaybetmeler,vazgeçmeler,yitirmeler…
Farketmeden benimsediklerimizden başlamak isterim aslında ;mübarek görünümlü ak sakallı ‘noel baba’ mesela;karikatürist Thomast Nast’ın Anadolu da yaşadığı söylenen Aziz Nikola ile Velt Tanrısı’nın tiplemelerini birleştirmesi ile ortaya çıkmıştır kendileri.İlkokul çağındaki her çocuğumuzun dedesi kadar sevdiği,kafasını her çevirdiği yerde onun oyuncakları ile karşılaştığı,onun resimleri ile dolu odalar hayal ettiği ‘kırmızı şapkalı baba’ hristiyan dünyası için gerekli,önemli ve etkili bir semboldür.
Meselenin beslendiği kaynağa daha detaylı bakacak olursak;320 yılında Cermen kültüründe yılbaşlarında hediyeler verilmesi,İskandinav mitolojisindeki Tanrı Odin’e dayanır.Odin’in uçan atı Sleipnir için çocuklar patiklerinin içine havuç ve şekerleme koyup duvara yada kapıya asarlar,Tanrı Odin de bunların karşılığında çocuklara hediyeler,tatlılar,şekerlemeler verir.Mevzu böyle başlamıştır yani yüzyıllar öncesinin mitolojik unsurları nasılda gelmiş yerleşmiş hayatımızın ortasına,kendisini nasılda bir anda dönüm noktası yapıvermiş bizim için yada zorla önemli hale getirilmiş;nüfusunun %2’si hristiyan olan Irak hükümetinin ilk resmi tatili Amerikan işgalinden sonra ‘noel’olarak gerçekleştirilmiştir.İlk resmi tatillerine bu şekilde kavuşan Irak halkı ‘noel’ kavramını öğrenmiştir mesela istemsiz olarak.Bu kadarını Tanrı Odin bile tahmin etmezdi diye düşünmekteyim.
Meselenin diğer bir ayağı da fazlaca içler acısı şöyle ki;Noelin,yılbaşının,noel babanın edindiği misyon;toplum tüketimini pompalayan bir araç haline gelmiştir artık,tüketimle kol kola girmiş dolaşan bu unsurlar çoktan bizi de halaya katmış durumdalar.Tamda istenilen budur aslında; ‘geyikli arabasına binmiş,hediyeler saçarak dolaşan cömert noel baba’batı kültürünün doğuyu istila etmede kullandığı en güçlü sembollerden biri haline gelmeyi başarmıştır.Yapılan açıkca kültür emperyalizmidir evet,sömürülen,hükmedilmeye çalışılan yada asimile edilen( adına her ne derseniz)kültürlerdir,geçmişten geleceğe taşınmak,muhafaza edilmek istenenlerdir,hiçbir şekilde ve hiçbir durumda sahip olunmamış kültürel unsurları süslü püslü hediye paketleri içinde insanlara sunmaktır yapılmak istenen.Kabaca ‘eskiden noel baba mı vardı?’ dır demek istediğim.
Benim karşı durmaya çalıştığım mesele;hristiyanlık için önemli olan bir figürün,müslümanlar için de önemli hale getirilmiş olmasıdır. Avrupalılar,hristiyanlığın peygamberi Hz.İsa’nın doğumunu,bayram olarak,doğumundan 4 asır sonra kutlamaya başlamışlardır ve bu ocak ayının 1.gününe denk gelmektedir,yani aslında teoride kutlanan yeni bir yılın başlaması değil Hz.İsa’nın doğumudur,fakat pratik de ‘noel’ dağılmış ve dinlerinden kopmuş hristiyanları heyecanlandırmak için yaygınlaştırılmıştır.İkinci bir mesele de yeni yıl yaklaşırken evlerimizin en güzel köşesine yerleştiriverdiğimiz çam ağaçları,maalesef ki bu noktadaki hassasiyetimi ‘doğaya zarar vermek’ başlığı altında aktaramayacağım(kesinlikle bu mevzu da çok mühimdir)endişelendiğim kısım çam ağaçlarını arkasında saklanmış,baş tacımız olmayı başarmanın verdiği gururla bizi seyredenlerdir. Hristiyanların Noel için kesip süsledikleri çama ilk olarak 1605 yılında Almanya'da ilgi gösterilmeye başlanmıştır. Daha sonra XlX yüzyıl ortalarında Helene de Mecklembung tarafından Fransa'ya taşınmıştır.Ermeni mitolojisinde yeni yıl tanrısının adı Amanor'dur Paganlık çağında avlanan hayvanlar Amanor onuruna çam ağaçlarına asılırmış Noel gününde çam ağaçlarına çeşitli şeyler asılarak yapılan tören, Hristiyanlığa bu pagan geleneğinden geçmiştir.Tüm bunlardan temelli baş gösteren ‘çam ağacı sektörü’ yada’özel gün sektörü’ yada ‘oyuncak sektörü’ ne derseniz,bu durumdan fazlaca nemalanmaktadır ve bu çizilen tablo kapitalizmin zafer yüklü yüz ifadesinin fotağrafı olarak karşımızı çıkmaktadır.
Durum böyle abartığımı düşünenler elbette ki olacaktır,doğaldır da belki,ancak taviz diye bakmadığımız her durum diğer bir tavizi,farketmeden bir vazgeçişi, peşinden sürükleyecektir.Farkındalık oluşturmak herhangi bir durumda atılan en önemli adımdır diye düşünmekteyim.Yorumsuz bir bitiş gerekirse eğer:‘Her kim bir millete benzemeye çalışırsa o da onlardandır’Hadis-i Şerif.
“Bir soda, iki çay ne yapıyor?” dedim. “İyiler be amcası, büyüyorlar işte” dedi garson. Canımı ye garson.
2 Ocak 2012 Pazartesi
11 Kasım 2011 Cuma
23 Ağustos 2011 Salı
tedirgin bir ruhum var benim..
yaptığım,yapacağım yada aslında hiç oralı olmayacağım şeyleri bile binlerce kez elekten geçirmek yaşlandıo beni.evt evt kesinlikle bu böle derinden hissedebiliorm bnu.nedenlerle, ama nielerin kolkola gezindiği bi beynim var çünkü,önünün sağlam olduğuna gerekenden daha fazla inanmadan adım atmayan ayaklarım,hoşlanmadığı hayat sahnelerinde hiç düşünmeden kapanan gözlerim,gözlerine itaatkar kulaklarım,bencil oluo olmaktan tedirgin bi ruhum var benim ve üstelik titreyen ellerim ...
22 Ağustos 2011 Pazartesi
şiirlenmek,,
algımız kapsamındaki her şeye anlam yüklemekte otomatizeyiz.lakin benim gözlemlediğim;anlamların karşılığı olarak ortaya serpiştirdiğimiz kavramlar yazık ki bu anlamları karşılamıyor.şiir belki de tam bu sırada doğuyor.yani karmaşamıza kimi zaman bir teselli,bir yol gösterici olarak.umutsuzluğumuzu unutturuyor.belki de üzerimize bu dünyanın çöktürdüğü 'yabansı dil' ancak şiirle kendine bir karşılık bulabiliyor.dışını karalara boyamış ve bu sayede bütün renkleri soğuran kalın bir'dış duvar'ı ve içine akların tünediği ve bu sayede de bütün renkleri yansıtabilen bi 'iç yapısı 'olduğunu düşünüyorum şiirin.bu kadarı benim için bile fazlaca idddalı.alper g.
19 Ağustos 2011 Cuma
17 Ağustos 2011 Çarşamba
bu günlerde..
önce cumartesiyi sonra tekrar cumartesiyi alev alevi ardından beni bırakmayı ve lavinyayı dinledim şimdi tekrar 'bakışların gittiğin yerden uzak'die başlayan ruhumu eriten bi ses var kulağımda.ne hakkında yazacğım konusnda bi fikrim yok yada eet bi fikrim sorsalar hala blogyazmayı saçma buluorrm.)(şimdi gülme incirim diyor şarkı)karmaşık duygular içerisinde hayatım,afrikaya her zamn gitmek isteğimden daha fazla gitmek istiorm mesela bu günlerde umut besliyorum bi gün yolum düşücek die inanıorm da aslında galiba,şehit haberlerine bakıp gözlerimden yaşlar boşanması bi kaç saniyemi almıyor bu günlerde...bişeyler somut bişeyler yapmam gerektiği hissine fazlasıyla kapıldım mesela ve yemin ederim ki bu korkunç ve peşinden 'hiç bi işe yaramadığımı ima eden' bi ton duyguyu sürükleyen bi duygu.sadece bi okul bitirmenin bi işe yaramadığı her zaman kendine artılar katman gereken bi ülkede yaşıyor olmak canımı sıkıyor atalet kapladı yüreğimi ruhumu esir aldı resmen..büyük bi zevkle!okuduğum 'postmodernizm küreselleşme ve islam'adlı kitabı yarıda bıraktım(eet yarıda bıraktğım kitap sayısı hayli fazla)2 günlük kısa istanbul ziyaretimde edindiğim 3 kitaptan seçtiğim biri(hayatımda ilk kez yaptım)daha önce adını ve yazarını hiç duymadığım tam 570 sayfalık sırf cicili bicili kapağına bakıp yada sıradan komik genç kız romanı die tercih ettiğim 'senden başka yok'adlı kitabı okumaya başladım.eet hiç ama hiç bir akademik bilgi içermeyen tüm orjinal ve çok anlamlı kelimelerden yoksun bi kitap,ama komik.bugün 2.gün ve sayfam 292:D kocası ölmüş bi genç kızın trajikomik olmayan hikayesinin trajikomik anlatımı eet kabul ediyorum başarılı' bu kitaptan ne öğreneceksin neden okuyosn ki'die die bu sayfaya kadar geldim(şimdi aşkın e hali çalmakta arkadışmla fd konserinde çok az insanın bildiği ama biz fdkoliklerin avaz avaz sölediğimiz şarkı.)bu günlerde böyle işte hayatım oklun gitgide yaklaşan son yılı beni bi kova hamam böceğinin yapabileceğinden daha fazla korkutuo yılı sonsuz olan,hiç bitmeyen bi üniversitede okumayı isterdim...saçmalıklarımın ardı arkası kesilmeyen şu günlerde insanlara formsprinden adımı gizleyerek saçma sapan sorular sormaya da başladım üstelik eet itiraf ediorm suçlu benim.) bide bide kitap kapağı tasarımlarım için küçük bi defter alıp çizmeye başladım tekrar bu bni mutlu edio.ve nadas la biten gecem..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




