“Bir soda, iki çay ne yapıyor?” dedim. “İyiler be amcası, büyüyorlar işte” dedi garson. Canımı ye garson.

15 Mart 2012 Perşembe

Bazı sahneler kağıtta iyi dururlar,,




Adam, ayrılmak üzere olduğu karısının evinin önüne gelir.Dalgın içeriyi seyretmeye başlar.Vakit akşamdır.Kadın koltuğa oturur ve telefonu eline alır,adamın telefonu çalar.

-'merhaba Ken,seni aradım çünkü şuan bodrum kattayım ve termosifonu çalıştırmaya uğraşıyorum çünkü plot ışığı yanmıyor ve ben neden olduğunu bilmiorm,rahatsız ettiysem özür dilerim' der kadın,

-adam:'hayır hayır önemli diil iyi ettin,beni aramakla doğruyu yaptın,şimdi dediğim gibi yap tamam mı,gri bi kapak var şimdi onu sök yerinden,bir kırmızı düğme göreceksin,şimdi ona bas ve sağa doğru çevir 'diye tarif eder

-'tamam 'der kadın,

-'gri kapağı takmayı unutma hepsi bu kadar'


-'evet,tamam şimdi oldu,yardımın için teşekkür ederim'


-'böyle zamanlarda beni hep ara'adamın son sözü olur
kadın telefonu kapatır,diğer odaya gider,adam suskun,,

14 Mart 2012 Çarşamba

dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür,,

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum

şehre inerim bir sinema yağmura çalar

otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür

dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.


-senegalliler dahil değil


sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır

çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi

o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin

hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin


-yoksa seni rahatsız mı ettim?


sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur

ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek

elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim

elbette gayet rasyoneldir attan atlamak



-freud diye bir şey yoktur.


sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim

belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma

bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün

yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.


-haydi iç de çay koyayım.


ah muhsin ünlü

12 Mart 2012 Pazartesi

Van Gogh amca yada düz bağdaş,,

Cumartesinin soğuk sabahında,yüz felci olma riskini göze alarak düştük yollara,vapurda içerde oturmayı tercih edip,karaköyden moderne tabana kuvvettik.Karşılaştığımız kalabalık sıra,sergi için cumartesi gününün yanlış tercih olduğunu kibarca hatırlattı bize.Bir an vazgeçmedik diil ama tabi çabuk geçti bu karar zihnimizden.Nadir görüşen üç ilkokul arkadaşı olsak da bekledik sıramızı mimarlık kokan muhabbetimizle.Yaş ortalaması,ortalaması alınamayacak kadar karışıktı bence,baya baya'yaşlı' diyeceğimiz teyzelerden,yürümeye başlayalı 1-2 yıl olmuş çocuklara kadar fazlasıyla insan oradaydı.Sıradaki istifimizi! bozmadan incelemeye başladık yanlarında resimlerden çok ilgimiz çeken açıklama metinleri bulunan tabloları.'Çerçevesiz sergi','içindesin' gibi tabirlerle reklamları dönen sergiden beklentimiz çerçevelenmişti aslında biz farkında olmadan.
Van Gogh'un hastalık sürecini,hastahane de yaşadıklarını,akraba ilişkilerini,kızgınlıklarını,bunalımlarını hatta rüyalarını bile resmetiğini okuduk bizimle berabar ilerleyen cümlelerde.Birbirinden farklı çizdiği otoportleri de şaşırmak için yeterliydi.Karşılıksız bi aşkı kabullendiğini öğrendik sonra.Sonrasında tabloların müzayedelerde milyon dolarlara satıldığını okuduk Türk olarak aklımıza tabi ilk 'paralar nere gidio' geldi neyse efenim.Geçtiğimiz karanlık koridor bizi daha önce karşılaşmadığımız bi mekanla başbaşa biraktı.Buram buram dijitallik kokmamasını arkadaki harika müziğe mi yoksa aralara serpiştirilen harika sözlere mi borçluyuz bilemiyorum ama kafamızdaki 'sergi' kavramının yıkılıp tekrar yapıldığı kesindi.Tabloya bakarmış gibi yapıp makinalara 'profil fotoğrafı' için poz vermek üzere sıraya giren insanlar için güzel! temennilerde bulundum.Bağdaş kurup oturduk sonra izledik kayan görüntüleri,kelimeleri,,her nekadar oturduğumuz yerden karşı ekranı tam ortalayan amca sayesinde cümlelerin mastar kısmını başka ekrandan tammalamak zorunda kalsak da güzel herşey.),,
Galataya selam verip sonra,ben'li belirsiz kelimeler fırlattık istiklalin sokak taşlarına,,
( Van Gogh amca 'daki samimiyet nerden gelio diyenler için söylüyorum e işte düz bağdaştan.)

3 Mart 2012 Cumartesi

telaşdan uzak olsam mesela,,

...işi de bırakacağım,zor kardeşim çalışmak.Okulun olmadığı halde sabah 07:00'de kalkmaksa 'utanmasam ağlıcam' moduna sokuyor insanı sabah sabah.ÜDS ye de girmiyorum ,çözemiorm ben o soruları banane nanoteknolojiden,o sınavdan 70-80 alanlar insan mı? die düşünüyorum bu aralar.Düşünmicem artık 'sonrası' için 'herşey olacağına varır' sözünü odamda görebileceğim her yere yazıp asıcam,beynime kazıyacağım durumun doğrusunun bu olduğunu.Bütün gün oturup big bang izlicem,3 paket polo şeker yeyip üzerine bi şişe su içicem.Çakma 'leyla ile mecnun'senaryosu yazmaya başlıcam mesela adını 'aslı ile kerem' koymam merek etmeyin benim de bi gururum var:) günde yarım paket ıslak mendil de harcamıcam artık 'ellerim temiz benim' die tekrarlıcam kendi kendime.Bi türlü başlayamadığım spor fikrini de silicem kafamdan,kalorilerin gücü adına hayat felsefem olcak artık.Gözümü Hindistan da açıp,Fas da kapatacağım günlerin hayalini kurucam tüm zamanlarımda.Afrikalı bi zencinin gülen gözleri ile çektireceğim fotoğrafların çerçevesini bile seçebilirim o derece yani.Bi gün bi yerde tesadüfen yada planlı.) rastlamak istediğim nefes için oturup dua edicem,,oh be.).)

7 Şubat 2012 Salı

Chuck mesela yada Cemal Süreya,,

3 bölüm Chuck izleyip uyudum dün gece, rüyamda;beynimde bilgisayar vardı en şifrelisinden,dokunduğu insanın yalan sölyeyip söylemediğini anlayan ellerim vardı bide.Engeregi buluodum sonra,kırmızı kablo yeşil kablo muhabbetleri her zaman ki cinsten.)
Diziyi izlemeden önce bi şiir kaydı dinledim,geçen sene tutulmuş kayıt,birisi sevdiği bir diğeri için hüzünlü,duygulu ,anlamlı,yorgun,çaresiz ama farkettirmeden umutlu cümleler kurmuştu.
'Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm'
.....
Demişti okuyan ses,fondaki müziğe kaptırarak kendini,
Soyadındaki bir diğerinin aynısı olan harfini,bir iddaa uğruna kaybetmiş kadar biçare,
Dünyanın en saçma şeyidir,başkası için okunmuş bir şiiri sahiplenmek,
Doğru ya şiir bitmeye yakın şöyle diyordu:'Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor',,,

30 Ocak 2012 Pazartesi

Modernleşme Sürecinde Osmanlı’da Mimarlık Örgütlenmesi ve Sorunları

Osmanlı devleti uzun yıllar toplumsal yapısı itibari ile,sayıca fazla ve birbirinden farklı coğrafyaları,toplulukları,etnik kökenleri ve yaşayışları bünyesinde barındırmıştır.Bu farklılığın her alana olduğu gibi,mimarlık alanına da etkileri elbette ki kaçılmaz olmuştur.
Öncelikle Osmanlı’daki mimarlık örgütlenmesinin ve mimari terimlerin bugün kullanılanlar ile farklı anlamlara geldiğini vurgulamak gerekmektedir.O dönemde ‘mimar’ diye nitelendirilen kişilerin saray içindeki konumları ile dışarıdaki konumları oldukça faklı olmuştur.Saray içinde padişahın insiyatifine bağlı olarak hareket eden,mimarlar o dönemde padişah ve çevresinin istekleri doğrultusunda işini yapan kişiler olmuşlardır.
Siyasi ve ekonomik olarak güçlenmeye başlayan Osmanlı devletinin bu durumlara paralel olarak mimariye verdiği önem ve ayırdığı bütçe artmıştır.Başkent olması itibari ile gerek özel gerekse anıtsal yapılar özellikle İstanbul ve çevresinde gelişme göstermiştir.Bu durum da Osmanlı’nın geniş alana yayılmış coğrafyasındaki ,inşaat alanı aktörlerinin bu alanlara kaydırılmasını beraberinde getirmiştir.Yaşanan bu gelişmeler toplumda ‘mimar’ tanımımın yapılmasını gerektirmiştir. Sistem olarak ise devlete ait büyük yapılarda çalışacak usta ve kalfaların isimleri bir deftere kaydedilmiş ve gerektiğinde bu bilgiler defterde kayıtlı kişilere ulaşılmak için kullanılmıştır.İnşaata çalışacak olanların bu defterlere kayıtlı olması ve aynı zamanda başmimardan ruhsat almış olmaları gerekmektedir.Fakat süreç içinde istenilen zamanlarda,gerekli sayıda eleman bulunamaması nedeni ile konulan bu kurallar göz ardı edilmiştir.Ortaya çıkan bu durum ise bir tutarsızlık ortamının oluşmasına ve karışıklıkların baş göstermesine sebep olmuştur.
İnşaat sektöründe yaşanan bu görev belirsizlikleri ciddi sorunlara yol açmıştır.’Kalfa’ diye tanımlanan kişiler müteahhitlik alanında verdikleri hizmetler ile bu alandaki tüm ihtiyacı giderme bakımından oldukça önemli bir konuma sahip olmuşlardır.Ancak ‘kalfa’ ile ‘mimar’ arasında tanımlanamayan belirsiz sınırlar inşaat sürecinde izlenen yöntemler yada yapıda gözetilen tasarım kaygısı konusunda çelişkilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Bununla birlikte Osmanlı’da bilinen ilk mimarlık örgütlenmesi ‘Hassa mimarlar ocağıdır’.Daha sonra 18.yy sonlarında kurulan ‘Mühendis ve Mimar Cemiyeti’ örgütlenme alanında kurumsallaşma alanında atılan adımlardan biri olmuştur.Ancak bu kurumsallaşma çalışmalarının beraberinde getirdiği bazı sorunlar gözlenmektedir,şöyle ki; Osmanlı devleti bünyesinde gayri müslim,levanten ve yabancı mimarlar da bulunmakta idi.Kurulan cemiyetin çoğunluğunun Türk asıllı mimarlardan oluşmasının istenmesi gibi bir durumun ortaya çıkması ile birlikte,daha sonra kurulan örgütlenmelerin de yabancı ağırlıklı oluyor olması,aslında birlik olmak üzere kurulması planlanan birimlerin,toplumda daha fazla ayrılmaya ve gruplaşmaya neden olduğu görülmüştür.Bu durum da mimarlık örgütlenmesinde,etnik köken ilişkileri bakımından çıkmaza girildiğinin açık bir göstergesi olmuştur.
Bu süreçte gözlenen diğer bir sorun ise inşaat gelenekleri ve finans-ödeme-ihale noktasında karşılaşılan problemlerdir.18.yy sonları ve 19.yy başlarında yapı finansmanları bina eminleri tarafından,tanzimattan sonra ise tüccar,banker ve sarraflardan sağlanmıştır.Çoğunlukla yolsuzluklar ile sonuçlanan bu yaklaşımlar devletin borçlarının artmasına neden olmuştur.Ayrıca Osmanlı’da ücret ödemede değişik yöntemler kullanılmıştır,genel olarak yapılan iş kadar ödeme gerçekleştirilmiştir ancak bu durum kalfalar tarafından işin uzatılarak maliyetin artması gibi sorunlar ortaya çıkarmıştır.’Götürü usulü’ diye tanımlanan sistemin kullanılamamasının sebebi ise ödenecek bedelin tek seferde ve fazla miktarda hazineden çıkışına engel olmak isteyişin beraberinde,bir inşaatı tamami ile inşa edecek olan müteahhit ünvanlı kişilerin bulunamıyor olmasından kaynaklanmıştır.
Mimarlık tarihi teknolojisine ait ciddi kayıtsızlıklar ve bir inşaatın gerek hazırlık aşamasında gerekse yapılış sürecinde,baştan sona kadar nasıl yapıldığına dair bilgilerin eksikliği ve tanımsızlığı da göz önünde bulundurulacak olursa ,çatışmalar ve dönüşümler gölgesinde bir mimarlık örgütlenmesine sahip olmuş olan Osmanlı devletinde aslında hiç de ideal bir sistem kurgusunun olmadığı açıkça görülmektedir.

Osmanlı Mimarisi Dersi Final Teslim Ödevi

20 Ocak 2012 Cuma

feminist devrimci şarkı,,.)


Ezginin Günlüğü konserinde idik bu akşam,fevkaladenin fevkinde idi,mükemmeldi,ötesiydi,Murat Kurt stand up yaptı resmen fazlaca eğlendirdi,Eylem Atmaca'yı canlı dinlemek ise tarifsizdi,sesi ile olduğu kadar görüntüsü ile de hayran bıraktı kendisine,Nadir Göktürk tüm ağırlığı ile sahneyi doldurdu,,


Gülümse ve sonra tekrar gülümse,,