“Bir soda, iki çay ne yapıyor?” dedim. “İyiler be amcası, büyüyorlar işte” dedi garson. Canımı ye garson.

12 Aralık 2012 Çarşamba

nutellanın dibini sen yedin dimi?

güzel gülüyorsun
tanışalım çok isterdim,

-ben pek gülemem mesela

puantiyeli herşeye bayılırım
nedense bil istedim,birer kahve içelim mi?

-sahi kahve sever misin?

ortadoğunun tozunu attıralım beraber
Casablanca'ya varmadan çölde sabahlayalım ne  dersin?

-pasaportun yeşil biliyorum

(Zagrep/Hırvatistan  22.07.2012)

9 Aralık 2012 Pazar

alıntı twit,,

-Onu görünce sanki içimde bişeyler yerine oturdu tık diye bi ses geldi derinlerden 
-Kedidir o 
ktp:şeker portakalı,,
-Sanırım 
-Devam o zaman ölüme daha yolumuz var,,

26 Kasım 2012 Pazartesi

Kılıçarslan Abi,,

Daha çok patriot, daha çok banka şubesi, daha çok cami... Her şey "daha çok" olurken ben neden kendimi "azalmış" gibi hissediyorum Abidin?

"yılın en uzun gecesi gibi bakınca bana / tüm uykulardan uyanıp namaza davranmak gibi oluyor dünya / dünya: ne ayıp şey"

21 Kasım 2012 Çarşamba

Neredeyse Eksiksiz,,

Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçük bir gül benim özlediğim,,
 
Yannis Ritsos

16 Kasım 2012 Cuma

yürüdüm,,

        dışarı çıktım ve eldivenle güneş gözlüğünü aynı anda kullanabildiğimiz bi gün ne kadar kötü olabilir ki dedim kendi kendime,kıştır ama yazdır hava,5 kilo mandalinayla piknik yapılabilecek potansiyeli olan bi gündür mesela,güzeldir,,
         istiklalden aşağı yürüdüm d&r a baktım şöyle bi plak satmaya başlamışlar görmemiştim daha önce.olmayan gramofonum için bi plak seçmek istedim karıştırdım biraz,Bob Marleyi buldum aralarından,gülümsedim,,
         yürüdüm,yüzbininci kez de olsa aynı hevesle,çiçek pasajının bi kaç fotoğrafını çektim,iyi pozlar verdi O da bugün hep  sağolsun.yürüdüm tekrar galatasaray lisesinin önünde eylem yoktu,bişeyler kahrolsun diyenler yoktu,şaşırdım,biraz aşağıda ilk ipek eşarbımı aldığım dükkanın vitrinine bakındım biraz,vitrinden yansıyan kendime baktım,,
          yürüdüm sessizce tramvay yolunu takip ettim,itaatkardım,yolundan sapmadım.ayrı zamanlarda 'ingilizce öğrenmek ister misiniz?' diye elinde broşürlerle yolumu kesen 3 kişiye nazikçe gülümsedim.
                        -sahi çok mu belli oluyor ingilizce bilmediğim? her neyse,,
          yürüdüm,kırmızı eldivenlerim vardı,kulaklığım ve spor ayakkabılarım mutluydum kısacası ,yürüdüm.darlaşan sokaklardan birini seçtim gündüz vaktiydi ama sakinlerdi,bi kaç tabela gördüm ilerideki birşeyleri işaret eden,takip ettim itaatkardım.galataya dadandım bi süre önünde fotoğraf çekinenleri izledim.arnavut kaldırımı taşlarına baktım,eğildim aralarındaki izmaritleri gördüm.galataya komşu apartmanlardan birinde oturduğumu hayal ettim.yüksek tavanli,döşemeleri gıcırdayan ve mümkünse ahşap giyotin pencereleri olan,penceresinin önünde mor bi menekşe bi kaç saksı fesleyen,içeride Marley çalan bi gramofon.
  -mutluluktan öleyazdım.her neyse,,
          yürüdüm,biraz ilerde sağda kimsenin bilmediğini düşündüğüm bi camii vardı biliyordum.sekiz rekatımı bıraktım içerde ve ayakkabılarımı bağladım,yürüdüm.buraya bi akşam mutlaka gelmeliyiz diyerek konak kafenin önünden geçtim
   -daha önce çok defa yaptım bunu evet.
          yürüdüm tophaneden tramvaya binmeden önce çay içtim 3 bardak.bi de simit susamları gülen,,


8 Kasım 2012 Perşembe

inandıramadım seni,belki de kendimi bile,,



“Hiçbir zaman inandıramadım seni kahramansız bir dünyaya neden inandığıma. Hiçbir zaman inandıramadım seni o kahramanları uyduran zavallı yazarların neden kahraman olmadıklarına. Hiçbir zaman inandıramadım seni o dergilerde resimleri çıkanların bizden başka bir soydan olduğuna. Hiçbir zaman inandıramadım seni sıradan bir hayata razı olman gerektiğine. Hiçbir zaman inandıramadım seni, o sıradan hayatta benim de olmam gerektiğine.” Orhan Pamuk, Kara Kitap, 1990

17 Eylül 2012 Pazartesi

tanrım mola!

pahalı kan diye sürebilir şiir, ama sürmeyecek 
kimse masadan kalkmasın anlaşmada hesap ortak yazılı 
boş bir ayakkabı ile dolu bir ayakkabı arasındaki fark kadardır bazen insan 
çünkü herkes ucuz mazot ve ucuz ayakkabı almak ister 
neden-sonuç arasındaki kanlı ilişki ve sokaklardaki toplu striptiz 
striptizden kastım imgesel bir şey; kocasına çorap seçen bir kadınınki 
halkın yüzde yetmişbeşle desteklediği; katliamlar da özelleştirilsin 
kandiller tebrik edilsin ve herkes otururken karnını içine çeksin 
şimdi burada bebeğim, aşkım, birtanem: hatta hepsinden iki kere 
canlı müzik eşliğinde söylediğimi farzet etkileyici olsun diye 
böyle durumlarda işiniz bitince müzisyeni öldürebilirsiniz 
sonra her şeyi unuturuz: yüzseksenbin cigabaytlık unuturuz 
normal koleksiyonuna iki, memnuniyet koleksiyonuna bir parça daha ekleriz 
hiçbirşey olmamış gibi bir mısrayla devam ederek: 
bensizim, bütün mazeretlerini anlıyorum seni yalnız… 
ucuz mazot dizel araba diye sürebilir şiir ama sürmeyecek 
hiçbir şey olmamış gibi sürdüremem bu sıkıcı ironiyi 
hatır hatalarını ve a’dan z’ye bir dizi oluşturanları 
diziyi bozan, ilk fırsatta unutulacaklar listesine eklenenleri 
bunlar üzgün birinin cümlelerine benzemiyorsa üzgünüm 
ama boş çocuk terliklerine… ama tanrım! 
1.09.2005 tarihli hürriyet’te fotoğrafları vardı: 953 ölü 
hürriyet okuduğum için özür dilerim 
hesap ekstremdeki artı ve arabamın full deposu için özür dilerim 
beni seversin. varsa bir hakkım onu kullanıyorum. 
tanrım mola!

Osman Konuk

Ucuz Mazot